TOO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012 Pazartesi

TOO, EITHER, NEITHER, SO

TOO, EITHER, NEITHER, SO

TOO, EITHER, NEITHER, SO
……………DE, ………..DA

Olumlu manalarda ben de, sen de, o da vb. gibi cümleler kormuka istenildiği zaman to ve so kullanılır.
1. too

Bir kişi kendisinin veya bir başkasının yapmış olduğu bir şeyden bahsettiinde, diğer bir kişinin, kendisi ya da bir başkasının da, aynı şeyi yaptığını kastetmek maksadıyla “ben de, o da, onlar da ” gibi cümleler kullanması gerektiğinde; önce cümleyi söyleyip sonuna too ekleyebilir. Kısa şekli kullanmak isterse; önce özneyi, sonra cümlenin zaman ( tense ) ve şahsına uygun olan yardımcı fiilli ve too yu kullanır. Örneklerle daha iyi anlaşılacaktır.

A : My father is a teacher. Babam öğretmendir.
B : I am a teacher too. ( uzun şekli ). Ben de öğretmenim.
B : I am too. ( kısa şekli). Ben de.

A : They came early yesterday. Dün erken geldiler.
B : We came early yesterday too. (uzun şekli ) Dün biz de erken geldik.
B : We did too. ( kısa şekli ). Biz de.

A : I want to be a doctor. Doktor olmak istiyorum.
B : My brother wants to be a doctor too.( uzen şekli) Kardeşim de doktor olmak istiyor.
B : My brother does too. (kısa şekli ) Kardeşim de.

A: I have been to Enlgand twice. İngiltere’de iki kez bulundum.
B : His sister has been to England twice too. (uzun şekli) Onun kız kardeşi de İngiltere’de iki kez bulundu.
B : His siter has too. ( kısa şekli) Onun kız kardeşi de.

A : My cat can swim. Kedim yüzebilir.
B : Mine can swim too. ( uzun şekli ) Benimki de yüzebilir.
B : Mine can too. ( kısa şekli ) Benimki de.

2. so

Too nun kısa şekliyle ifade edilen ben de, o da, vb. gibi cümleler so kullanılarak da ifade edilebilir. Önce so, sonra cümlenin zaman ( tense ) ve şahsına uygun olan yardımcı fiil ve daha sonra da özne kullanılır. Şimdi örnekleri dikkatle inceleyelim.

A : My father is a teacher. Babam öğretmendir.
B : So am I. Ben de.

A : They came early yesterday. Dün erken geldiler.
B : So did we. Biz de.

A : I want to be a doctor. Doktor olmak istiyorum.
B : So does my brother. Kardeşim de.

A : I have been to England twice. İngiltere’de iki kez bulundum.
B : So has his sister. ( Onun ) kız kardeşi de.

A : My cat can swim. Kedim yüzebilir.
B : So can mine. Benimki de.

Olumsuz manalarda ben de, sen de, o da vb. gibi cümleler kurmak istenildiği zaman either ve neither kullanılır.
3. either

Bir kişi kendisinin veya bir başkasının yapmamış olduğu bir şeyden bahsettiğinde, diğer bir kişinin, kendisi ya da bir başkasının da, aynı şeyi yapmamış olduğunu kastetmek maksadıyla “ben de, o da, onlar da ” gibi cümleler kullanması gerektiğinde; önce özneyi, sonra cümlenin zaman ( tense ) ve şahsına uygun olan yardımcı fiillin olumsuz hali ve either kullanır.

A : My father isn’t a teacher. Babam öğretmen değildir.
B : I’m not either. Ben de.

A : They didn’t come early yesterday. Dün erken gelmediler.
B : We didn’t either. Biz de.

A : I don’t want to be a doctor. Doktor olmak istemiyorum.
B : My brother doesn’t either. Kardeşim de.

A : I haven’t been to England. İngiltere’de bulunmadım.
B : His sister hasn’t either. ( Onun ) kız kardeşi de.

A : My cat can’t swim. Kedim yüzemez.
B : Mine can’t either. Benimki de.
4. neither

Either kullanılarak “ben de, o da ” vb gibi cümleler kullanıldığı zamanki durumlar aynen neither kullanılarak da ifade edilebilir. Önce neither, sonra cümlenin zaman ( tense ) ve şahsına uygun olan yardımcı fiil ve daha sonra da özne kullanılır.

A : My father isn’t a teacher. Babam öğretmen değildir.
B : Neither am I. Ben de.

A : They didn’t come early yesterday. Dün erken gelmediler.
B : Neither did we. Biz de.

A : I don’t want to be a doctor. Doktor olmak istemiyorum.
B : Neither does my brother. Kardeşim de.

A : I haven’t been to England. İngiltere’de bulunmadım.
B : Neither has his sister. ( Onun ) kız kardeşi de.

A : My cat can’t swim. Kedim yüzemez.
B : Neither can mine. Benimki de.

25 Aralık 2011 Pazar

TOO, ENOUGH

TOO, ENOUGH

TOO

Burada too nun sıfatlarla ve zarflarla kullanılışını göreceğiz. Sıfatlar ve zarflarla kullanıldığı zaman aşırılık ifade eder. Sözlük manası “çok” demektir. Fakat yine de çok manasına gelen very den oldukça farklıdır.

The tea is very hot.

The tea is too hot.

Birinci cümlede “Çay çok sıcaktır”. Fakat yine de içilebilir. İkinci cümlede “Çay çok sıcaktır”. Fakat içilemez.

Şimdi too nun kullanımını örnek cümlelerle görelim. Örneklere bakıldığı zaman daha iyi anlaşılacaktır.

The tea is too hot to drink. Çay içilemeyecek kadar sıcak.

The weather is too cold to go out. Hava dışarı çıkılamayacak kadar soğuk.

The dog was running too fast to catch. Köpek yakalanamayacak kadar hızlı koşuyordu.

The sun is shining too brightly to look at. Güneş bakılamayacak kadar parlak bir vaziyette ışık saçıyor.
He is too merciful to punish anyone. Hiç kimseyi cezalandırmayacak kadar merhametli.

İsim ya da zamir kullanarak da cümle kurmak mümkündür.

The ceiling is too high for me to touch. Tavan dokunamayacağım kadar yüksek.

A cow is too big for two people. Bir inek iki kişiye çok.
Mr Sparrow was talking too fast for the tourists to understand. Bay Sparrow turistlerin anlayamayacağı kadar hızlı konuşuyordu.
The father spoke too authoritatively for his children to oppose to his orders. Baba çocuklarının emirlerine itiraz edemeyecekleri kadar otoriter konuştu.
ENOUGH

Sıfatlarla ve zarflarla birlikte kullanıldıkları zaman onlardan sonra gelir. Bu şekilde kullanılışıyla too dan ayrılır. Çünkü sıfatlardan ve zarflardan önce gelir. Too aşırılık ifade ederken, enough tam tersine, yeterlilik ifade eder.

He is only fifteen years old. Daha onbeş yaşında.
He isn’t old enough to marry. Evlenecek yaşta değil.

This car is big enough for a large family. Bu araba büyük bir aileye yetecek kadar büyük.

My dog can run fast enough to catch your horse. Benim köpeğim senin atını yakalayacak kadar hızlı koşabilir.

If you don’t study hard enough, you can’t pass your class. Eğer yeteri kadar çok çalışmazsan sınıfını geçemezsin.

Aynen too da olduğu gibi enough isim ve zamirlerle de kullanılabilir.

The ceiling isn’t low enough for me to touch. Tavan benim dokunabileceğim kadar alçak değil.

Why don’t you speak loudly enough for everybody to hear? Niçin herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle konuşmuyorsun?

İsimlerle kullanıldığı zaman enough isimlerden önce kullanılır. İsimler hem sayılabilen hem de sayılamayan isimler olabilir.

My brother doesn’t have enough money to buy a modern car. Kardeşimin modern bir araba alacak kadar parası yok.

Are there enough apples for all of us at home? Evde hepimize yetecek kadar elma var mı?